Su Hikayesi – Spectrosomnium Sesli Blog
2004 senesi. Gürbüz bir delikanlı olduğum dönemler. Dedemlerle çıktığımız bir yaz tatili. Yüzmeye çabalıyor, çabucak yoruluyorum. Su da yutmuşum zaten. Kafam bozuk gidip oturuyorum şemsiyenin altına, dedem tarafından “Mücadele etmiyorsun ki oğlum. Suyla mücadele etmek vücuduna iyi gelir, gece rahat uyursun.” diye cesaretlendirilip yine dönüyorum denize. Belki de henüz olgunlaşmış fikirlerin tohumları o zaman atılmıştı zihnime. İnsanla suyun mücadelesi.
Su, hayatın başlangıcı ve devamlılığı için olmazsa olmaz olan. İki hidrojen ve bir oksijenin kovalent bağ ile bağlanması sonucu meydana gelen bir molekül. Dünya’nın %75’i, insanın %60”ı.
Sizi de yaz tatilimden kimya derslerine sürükledim. Söyleyeceklerimi daha iyi temellendirebilmek için; kovalent bağı biraz açmak doğru olacak. Kovalent bağ elektronların ortaklaşa kullanılması olarak tanımlıdır. Atomların elektronlar için mücadelesidir aynı zamanda bu ortak kullanım. Yani “Su” diye bir molekül oluşması için; oksijenin hidrojenlerle elektronlar için mücadele etmesi gerekir. Bu mücadelenin sonucunda yanıcı bir gaz olan hidrojen ve yakıcı bir gaz olan oksijen; söndürücü özellikte sıvı bir molekül olan suyu meydana getirir.
Girizgahtaki hikayenin taraflarından birisini dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Şimdi de bir insanı, bireyi ele alalım. Ben olabilmek için kendi içinde çatışanı. Benliği olup, toplum içinde yaşamaya başladığı andan itibaren riyakar olanı.
İnsan sosyal bir canlıdır. Ancak benliği de vardır. Kendi olarak topluma karışmaya, kuralları olan toplum da bireyi törpülemeye çalıştıkça kat kat illüzyonlar örer üzerine. Zamanla illüzyon öyle bir hal alır ki; kişi kendine bile dürüst olmayı kaldıramaz. Mil çeker gözlerine, dönüştüğü şeye. Kimi yalnızlığı seçer, baş başa kalır kendiyle. En az riyakar olan yalnız insandır. Yalnız onların azdır ihtiyacı riyakar olmaya. Ancak yalnız insan da kaçamaz kendine has çetin mücadelesinden. Bireyselliğinden. Toplum törpüsünün olmadığı yerde, kişi kendinin hem yargıcı hem de celladı olur. Adil olmak zordur ve daha da zordur kendi kendine.
Kimi insan yutulup sindirilir toplum tarafından. Riyakarlık biriktikçe hücrelerinde; oburluğu neticesinde, toplum da dönüşür günün birinde daha önce olmadığı bir şeye. Yutulmuşların tepkisi de tepkisizlikleri gibi şiddetlidir. Bu yüzden toplumsal olaylar sıkışan enerjinin bir yol bulup boşalması şeklindedir.
Bütünlük adına su ve insan örneği üzerinden derdimi anlatmaya çalıştım. Ancak göğsünüzün her inip kalkışı, kuşların kanat çırpışı, çiçeklerin kokusu, sineklerin kaçışı… gibi örnekler istemediğiniz kadar çoğaltılabilir. Unutulmamalıdır ki; var olan her şey mücadeleye dahildir.
Atomdan, moleküle, bireyden, topluma nice çatışmanın izleri (değişim, dönüşüm) alabildiğine gözlerimizin önüne serilidir. Değişim ve dönüşümü iyi ya da kötü olarak nitelemek yersizdir. Yerinde olan, bize ayrılmış kısa sürede; sonuçları yadsımaya çalışmadan, savaşa devam etmektir.
“Hayat mücadeledir.” Temennim odur ki hayattan korkmayın, gece rahat uyursunuz böylece…

Yorum bırakın